Ara
  • Varlık

Ağabeye Ziyaret

Güncelleme tarihi: 4 Tem 2021





Welcome to your blog post. Use this space to connect with your readers and potential customers in a way that’s current and interesting. Think of it as an ongoing conversation where you can share updates about business, trends, news, and more.


“Onların akılları dardı, Tatmadılar bizim gibi acıyı, bilemediler gerçeği, yaşam denen alçağı.”



AĞABEY’E ZİYARET

Bahçeye açılan kapının eşeğinden atlayarak geçtik bir banka. Sessizce oturduk bir süre, içerden dışarıya bir ses yaklaştı.

‘’Bakın buradaki ağaçları soyacaksınız ! Kediler bu ağaçlara tırmanmayacak ! Şu nar ağaçlarını meyvelerini toplayın ! Hastalar yemesin ! Kısa boylu, pörtlek gözlü, kıvırcık despot hemşire bağıra bağıra yüksek eşikten atlayarak girdi bahçeye… Bir negatif enerji tufanı koptu hastalar arasında. Herkes bir tarafa kaçıştı. Hemşire susmak bilmiyor, diktatörcülük oynuyordu. ‘’Sen Mustafa gel buraya ! Personele para vermişsin, kime verdin, niye verdin…

Neyse çok şükür uzaklaştı. Biz sohbetimize devam edelim dedim. Abim kadın gidince rahatladı. Masaya geçtik. 34 numaralı servisteyiz, küçük tek katlı bir yapı, arkada bir bahçe, bir gölge altında, dün oynanmış ama toplanmamış okey takımı, pis bir masa etrafında konuşuyoruz akıl ayarınca.

Birden Muhacir Mehmet geldi. Bursa da, bir akrabasını bıçaklamış, sevimli güzel bir adam. Tedavisi bitince salmışlar, ama Yıldırım Mahallesi rahat bir yer değil, tekrar kavga etmiş, dönmüş buraya. Hayatı anlattı bize gördüğü, bildiği. Sessizce dinledik. Sanırım insan en iyi ölecekleri ve öldürenleri dinliyor bu hayatta. Zira Varlık – Yokluk fenomeni sahipleri onlar.

Genç bir çocuk geldi yanımıza, aslında hafızmış, kafası fazla bulanmış. Baba baskısı, din korkusu, karı - koca denklemi, nasıl yaşaması gerektiğini söyleyen onlarca fikir, ruhu sıkışmış belli ki, hayatın tüm cezasını karısına kesmiş. Ama gerçekten kesmiş. Kulağında kulaklık servisin bahçesinde yere uzanıp sürekli kuran dinliyor…

Anlamakta zorlandığımız, ilaçlardan konuşamayan diller arada bir ‘’hoş geldiniz ? nasılsınız ? ‘’ sorularını kibarca bize soruyordu. Ev sahibi onlar nasılsa, biz misafiriz. Arada kalabalıklaşıyoruz, sigara ve para isteyenler geliyor. Kimisinin ailesi yok, kimisi unutulmuş hayatta, kimisi reddedilmiş…

Beynim bulandı bir an, ne yaptığının farkında olmayan insana katil denir mi ? bilemedim…

Ama şunu biliyorum. Hayatın bir dengesi var…

Servisin 4 görevlisi vardı. Onları hastalardan ayırmanız için önlerinde bir yaka kartı var. Zira diğer türlü ayırmak mümkün değil. Empatiden mi, enerjiden mi bilemedim. Atalarımızın üzüm üzüme diye başlayan atasözü geldi aklıma. Ağabeyim ve benim masama geldi görevlinin bir tanesi. Hani konuşma aksanını bilemezsiniz. Bu hangi yörenin şivesi diyebileceğimiz bir dilde, şaka yollu iş yaptırmaya çalıştı abime ‘’ Yahu Cem şu masayı toplasana yahu pislik içinde yav’’ dedi. Sigaradan sapsarı olmuş dişleri ile gülümseyerek. Arkasını döndüğünde, tam omzunda kocaman bir kuş boku vardı. Kahkahalarımıza aynı şekilde kahkaha ile cevap verdi. Ona güldüğümüzü anlamayacak kadar saftı.

Zaman doldu, artık sohbetin ve orada oturmanın anlamı yoktu. Şimdi kendi yaşantımıza dönme zamanı, mekanın algısı içimize oturdu. Bir ömür, bir bahçede geçecek, üç öğün haplarla yaşayan ölüler diyarında sürecek. Zordu ama her insanın, aday olduğunu bilmeden yaşadığı bir yerdi. Vücudun üst tarafı boynun yukarısı yuvarlak olan, biraz sersem, biraz fırtınalı, karın ağrısı değil ki bu, hap yut geçsin, bu beyin kimyası… Dönme dolap biraz, aynadaki sır gibi arkası, dardı yaşamları, tadılmamış acıları, bilinmeyen gerçekleri, yaşam dedikleri hapları…

Bahçeden çıkarken, ayağım eşiğe takıldı. Bir süre eşiğe baktım. İçimden kendimle konuşmak geldi.

‘’Şimdilik atladığın bu eşik kadar hayatın, takılırsan bu bahçede kalırsın.

Ve umarım bir gün gerçekten takılmazsın…

16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Yük